| |
Anne adayıyla ilgili risk faktörleri
Anne adayının yaşı
İdeal gebelik yaşı 18-35 yaş arasıdır. Bu yaş aralığı kadın fizyoloji ve
anatomisinin gebeliği tolere edebilmesi açısından en uygun yaşlar olmakla
beraber hem ülkemizde hem de dünya üzerinde bu yaş aralıklarının altında
veya üstünde yer alan çok sayıda gebelik vardır. Hem çok erken yaşta yaşanan
gebelikler, hem de ileri yaşlarda yaşanan gebelikler bazı normal dışı
durumların ortaya çıkma riskini artırırlar.
Anne adayının gebelik öncesi kilosu
Gebeliğe özellikle "aşırı yüksek" bir kiloyla başlamak gebelikte çeşitli
normal dışı durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Öncelikle bu
durumların sık görülmediğini ve dış görünüşe bakarak kilo hakkında karar
vermenin yanlış olacağı bilinmelidir.
Tıbben kilonun normal olup olmadığının değerlendirilmesi için vücut kitle
indeksi (VKİ) hesaplanır ve VKİ'si 20'den düşük olanlar "zayıf", 30'dan
yüksek olanlar "şişman" olarak değerlendirilir.
Vücut kitle indeksinizi hesaplayarak gebelik öncesi
ağırlığınızın normal olup olmadığını öğrenmek için tıklayın
Gebeliğe düşük VKİ değeri ile başlayan anne adaylarının normal beslendikleri
ve normal kilo aldıkları sürece gebeliklerinde ve bebeklerinde normal dışı
bir durumun ortaya çıkma riskinin arttığına dair bir bulgu yoktur. Sorun,
düşük kilolu olmanın beslenme bozukluğuna bağlı olduğu ve beslenme
bozukluğunun gebelikte de devam ettiği durumlarda ortaya çıkabilir. Ancak
aşağıdaki çalışma bunun da çok olağan bir durum olmadığını göstermektedir:
İkinci Dünya savaşında Almanlar Hollanda'yı işgal ettiklerinde yöre halkını
6 aylık bir sürede açlığa (günlük 450 kcal'dan oluşan tek öğün yemek) mahkum
etmişler ve bu dönemde gebe olan anne adaylarının gebeliklerinin ne şekilde
sonuçlandığını incelemişlerdir.
İnceleme sonuçları bu 6 aylık dönemde gebeliği devam eden anne adaylarından
doğan bebeklerin ortalama olarak 250 gram daha düşük tartılı doğduklarını,
ancak bebeklerde anomali riskinde artış olmadığını, yeni doğan ölümlerinde
artış olmadığını, doğan bebeklerin yaşamlarını daha sonra normal olarak
sürdürdüğünü göstermiştir. Bu konuda yapılmış ve başka örneği olmayan bu
çalışmadan elde edilen bilgilere göre beslenme bozukluğunun bebek üzerinde
ciddi bir sorun yaratabilmesi için açlığın çok daha şiddetli olması
gerektiği sonucuna varılabilir. Bebek her durumda annesinin beslenme
durumuna ve besin depolarına bakmadan ihtiyacı olanı almaktadır. Ancak yine
de bu konuda daha fazla sayıda bilgi elde edilene kadar gebelikte
beslenmenin önemi unutulmamalı ve gebelikte ilgili konuda anlatılanlara
uygun bir beslenme alışkanlığı titiz bir şekilde sürdürülmelidir.
Anne adayının boyu
Eski tıp kitaplarında anne adayının boyunun 150 santimetreden düşük olması
kesin bir sezaryen nedeni olarak gösterilmektedir. Gerçekten de boyu "kısa"
olan anne adaylarında baş-pelvis uygunsuzluğu (annenin "çatısının" bebeğin
başının geçmesine izin vermemesi) nispeten daha sık görülür. Ancak böyle
katı bir kuralı benimsemek yerine her anne adayında pelvisin doktor
tarafından değerlendirilmesi ve anne adayının taşımakta olduğu bebeğin doğum
kanalından uygun bir şekilde geçip geçemeyeceğinin belirlenmesi daha uygun
bir yaklaşımdır.
Anne adayının daha önce geçirdiği jinekolojik operasyonlar
Daha önceden geçirilmiş tüm jinekolojik operasyonlar (sezaryen burada
jinekolojik operasyonlar arasında sayılmamaktadır) ne kadar iyi bir teknik
uygulanırsa uygulansın, mutlaka pelviste (pelvis: genital organların
bulunduğu anatomik bölge) yapışıklıkların oluşumuyla sonuçlanır. Bu
yapışıklıklar sıklıkla mesane ile uterus arasında, uterus arka duvarıyla
kalın barsak son kısmı arasında, yumurtalık ve tüpler etrafında oluşur, daha
yaygın oldukları durumlarda ince barsakları da ilgilendirebilir.
Pelviste operasyonlara bağlı yapışıklıkların yaygınlık derecesi arttıkça
yeni yaşanacak bir gebelikte bazı sorunların oluşma riski artar:
Sevindirici olanı, günümüzde uygulanan cerrahi
yöntemlerde operatörün aldığı önlemlerle ve kullanılan nitelikli dikiş
materyaliyle jinekolojik operasyonlara bağlı yapışıklıkların genellikle
yaygın olmamasıdır. Özellikle son 10 yılda yaygınlaşan laparoskopik cerrahi,
bu tür yapışıklıkların daha da az olmasını sağlar.
Doğurganlık çağındaki kadınlara en sık uygulanan cerrahi girişimler
yumurtalık kisti operasyonları, myomektomi (myom çıkarılma) operasyonları,
konizasyon ("rahim ağzındaki kanser öncüsü lezyonların tedavisinde
hastalıklı bölgenin cerrahi olarak çıkarılması işlemi) ve dış gebelik
operasyonlarıdır. Yine servikal erozyonlarda ("rahim ağzı yaraları) koter
(yakma) ve kriyoterapi (dondurma) sıklıkla uygulanan ufak cerrahi
girişimlerdir. Bazı durumlarda da ameliyatla "tüplerini bağlatmış" olan
kadın yeni bir ameliyatla tüplerinin "tekrar açılmasını" isteyebilir.
 |
Myomektomi esnasında uygulanan tekniğe göre
myomektomi sonrası oluşan gebelikte doğumun sezaryanla gerçekleştirilmesi
daha uygun olabilir.
|
 |
Konizasyon ender durumlarda serviks (rahim ağzı)
yetmezliği nedeni olabilir.
|
 |
"Rahim ağzı yarasına" uygulanan koter ve
kriyoterapinin yeni yaşanacak bir gebelik üzerinde olumsuz bir etki
yaratması beklenmez.
|
 |
Tüplerin "tekrar açılması" için yapılan
operasyonlar başarısızlıkla sonuçlanabilir ve bu tür operasyonlar
sonrasında oluşan gebeliklerin dış gebelik şeklinde olma riski belirgin
olarak artar.
|
Anne adayının daha önce geçirdiği ya da şu anda varolan jinekolojik
hastalıklar ve gebeliği sağlayıcı tedavi uygulamaları
Doğurganlık çağındaki kadınlarda vajinit, pelvik enfeksiyonlar ve idrar yolu
enfeksiyonlarına oldukça sık rastlanır. Yine servikal erozyon ("rahim ağzı
yarası"), hormonal dengesizlikler, adet düzensizlikleri bu yaş kadınların
sık yaşadığı jinekolojik sorunlardandır.
Geçirilmiş ve tedavi edilmiş vajinitler ve/veya idrar yolu enfeksiyonları
gebelik üzerinde olumsuz bir etki göstermezken, gebelikte devam eden aktif
bir vajinit veya idrar yolu enfeksiyonu çeşitli sorunlara neden olabilir.
Geçirilmiş bir pelvik enfeksiyon tüplerin tıkanmasına neden olmuşsa gebe
kalamama nedeni olabileceği gibi dış gebelik riskinde artışa da neden
olabilir.
Servikal erozyon ("rahim ağzı yarası") nedeniyle uygulanan koter (yakma) ve
kriyoterapi (dondurma) uygulamalarının gebelik üzerinde olumsuz bir etki
yaratması beklenen bir durum değildir.
Hormonal dengesizlikler gebe kalamama sorununa yol açabilirler ve bunlar
arasından polikistik over ek olarak tekrarlayan düşüklere neden olabilir.
Yine myomlar, over kistleri, endometriozis gibi hastalıklar da bu yaşlarda
sık görülen hastalıklar arasında yer alırlar:
Myomlar sayıları ve büyüklüklerine göre gebelikte çeşitli sorunlara neden
olabilirler.
Over (yumurtalık) kistleri özellikle büyük olduklarında gebelikte torsiyon
("boğulma") gibi sorunlara neden olabilirler ve gebelik esnasında operasyon
gerektirebilirler.
Genital sistem gelişim kusurları tedavi edilmediklerinde düşük ve erken
doğum riskinde artışa neden olabilirler.
Aktif bir endometriozis (endometriozis rahim iç tabakasının pelvisin çeşitli
yerlerinde bulunması durumudur ve bu bölgelerde ciddi yapışıklıklara neden
olur) gebe kalamama nedeni olabilir.
Anne adayına gebe kalamama nedeniyle uygulanan tedavilerin hemen tümü (ovulasyon
induksiyonu ("yumurtlamayı sağlayıcı ilaç verilmesi") ve yardımcı üreme
teknikleri (tüp bebek, mikroenjeksiyon gibi)) oluşan gebeliğin çoğul gebelik
olma ihtimalini belirgin olarak artırır.
Anne adayının daha önceden geçirdiği operasyonlar ve geçirdiği ya da şu
anda varolan hastalıklar ve bu nedenle kullanılan ilaçlar
Anne adayının daha önceden genel anestezi altında geçirdiği operasyonlarda
genel anesteziye bağlı oluşmuş sorunların, doğumun genel anestezi altında
uygulanacak bir sezaryenle gerçekleşmesi durumunda tekrarlama riski vardır.
Bu nedenle anne adaylarının daha önceden yaşanmış olan "genel anestezi
sorunlarını" doktorlarına iletmeleri önemlidir.
Daha önceden geçirilmiş apandisit operasyonu:
Perforasyon (delinme) aşamasına gelmeden opere edilen bir apandisitin,
gebeliğin seyrini değiştirmesi beklenmez. Ancak "komplike" bir apandisit
operasyonu sonrasında pelviste yaygın yapışıklıklar oluşmuş olabilir ve bu
da yukarıda anlatılan yapışıklığa bağlı sorunların ortaya çıkma riskini
artırır.
Daha önceden "selim nedenlerle" geçirilmiş jinekolojik olmayan
operasyonların gebeliğin seyrini değiştirmeleri beklenmez. Bu operasyonlara
örnekler KBB (Kulak-burun-boğaz) operasyonları, "basit" mide operasyonları,
kolesistektomi (safra kesesinin alınması) gibi operasyonlarıdır. Ancak
"ciddi nedenlere bağlı" geçirilmiş operasyonlar (kalp, beyin hastalıkları
gibi) operasyon sonrası iyileşme durumunun derecesine göre gebeliğin seyrini
etkileyebilir.
Anne adayının daha önceden geçirdiği ya da şu anda varolan kronik sistemik
hastalıkların hemen tümü gebeliğin seyrini değiştirebilir. Ancak bunlar
arasında özellikle üzerinde durulması gerekenler kalp hastalıkları, kronik
böbrek hastalıkları, kronik karaciğer hastalıkları, sistemik lupus gibi bağ
dokusu hastalıkları, nörolojik hastalıklar (epilepsi), anemi (kansızlık),
kanama-pıhtılaşma bozuklukları, astım ve diğer kronik akciğer hastalıkları,
ciddi hormonal dengesizliklerle seyreden hastalıklar (böbreküstü ve tiroid
bezi hastalıkları, diabet gibi), kanser gibi hastalıklardır.
Daha önceden geçirilmiş hastalıklar yanında, daha önceden geçirilmemiş
hastalıklar da gebelikte önem kazanabilir: bunlar geçirilidiklerinde vücutta
bağışıklık bırakan enfeksiyon hastalıklarıdır ve bazı enfeksiyonlara bağışık
olmayan kişiler gebelikte bu enfeksiyonu geçirildiklerinde çeşitli sorunlar
ortaya çıkabilir. En önemli ve gebelikte ender de olsa görülebilen ve
gebeliğin seyrini olumsuz etkileyebilecek iki enfeksiyon hastalığı rubella
(kızamıkçık) ve toksoplazmadır.
Rubella (kızamıkçık), aşısı olan bir enfeksiyon hastalığıdır ve bu hastalığa
karşı doğal ya da aşıyla oluşturulmuş bağışıklığı olmayan anne adaylarının
gebelik öncesi dönemde aşılanmaları önemlidir.
Anne adayının kronik bir hastalığı nedeniyle kullanmakta olduğu ilaçlar
(astım, epilepsi, kalp hastalığı gibi) arasından teratojen özelliği olanları
gebeliğe başlar başlamaz bir başkasıyla değiştirilmeli ya da değiştirilmeyen
ilaçların dozları gebelik fizyolojisine uygun olarak yeniden ayarlanmalıdır.
Anne adayının fiziksel durumu (beslenme, egzersiz, uyku düzeni):
Anne adayının fiziksel durumu gebelikte normal dışı durumların ortaya çıkma
riskini direkt olarak etkilemez. Ancak düzenli egzersiz yapan, düzenli
uyuyan, düzenli beslenen, "fit" yani "formda" olan) anne adaylarının
gebelikte rastlanması muhtemel sorunları daha az yaşadıkları, doktorlarına
gebelik seyrince daha az yakındıkları da bizim dikkatimizi çekmektedir.
Aksine "düzensiz" bir hayat yaşayan anne adaylarında gebeliğe bağlı
yakınmalar daha şiddetli yaşanmaktadır.
Anne adayının genel ruhsal durumu ve gebelik konusundaki duygu ve
düşünceleri
Anne adayının gebeliğe hazır olmasının önemi büyüktür. Gebeliğin istekli bir
şekilde sürdürülmesi bilimsel olarak kanıtlanmış olmasa da gebeliğin seyrini
olumlu olarak etkiler. Kaliteli bir gebelik dönemi yaşamak için anne
adayının tüm sorunlardan uzak olarak gebeliğine odaklanmış olması gerekir.
Bu da kaliteli bir doğum ve keyifli bir annelik dönemi ve "iyi yetiştirilmiş
bir çocuk" anlamına gelir.
Günümüzde anne adayları tv, radyo, basılı yayın ve internet sayesinde adeta
bir bilgi bombardımanına uğramaktadırlar. Nedense ülkemizde halen gebelik ve
doğumla ilgili hazırlanan program ve yazılarda olayın daha çok olumsuz
yönleri üzerinde durulmakta, bu da anne adayını ruhsal olarak olumsuz yönde
etkilemektedir.
Yine anne adayının çevresinde yer alan arkadaş ve yakınları benzer bir
şekilde olumsuz "öyküler" anlatmakta ve bu da anne adayını olumsuz olarak
"şartlandırmaktadır". Özellikle ülkemizde anne adayları adeta bilinçli bir
şekilde korkutulmaktadır. "Şartlandırmalar" insanın davranışını yönlendiren
en önemli etkenlerdir ve olumlu şartlanmış bir anne adayının olumlu
sonuçlarla karşılaşma olasılığı bilimsel olarak kanıtlanmış olmasa da
kanımca yüksektir.
Daha önce yaşanmış gebeliklere ait özellikler
Önceden tümüyle sorunsuz seyretmiş bir gebelik, normal vajinal doğum ve
loğusalık ve yeni doğan dönemi öyküsü, yaşanacak gebelikte ve sonrasında
anne ve bebeğinde normal dışı bir durum ortaya çıkma olasılığını azaltır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, önceden yaşanmış olan gebelikle
yaşanacak olan gebelik arasındaki dönemde yukarıda bahsedilen risk
faktörlerinden birisinin devreye girmemiş olmasıdır. Örnek olarak ilk
gebeliğini 35 yaşından önce tamamlamış bir anne adayı yeni gebeliğini
planladığında yaşı 35 ve üzerindeyse önceki gebelik tümüyle seyretmiş olsa
da "ileri anne yaşı" bir risk faktörü olarak yeni gebelikte devreye girer.
İstatistikler tümüyle normal seyreden bir gebelik ve normal vajinal doğum
döneminden sonra üçüncü de dahil olmak üzere (arada başka bir risk faktörü
devreye girmezse) bir gebelikten diğerine riskin azaldığını göstermektedir.
Üçüncü doğumdan beşinci doğuma kadar nispeten sabit seyreden risk oranı
beşinci gebelikle birlikte artmaya başlar.
Grandmultipar anne adayı:
Tıp literatüründe "grand multiparite" adı verilen ve 5. kez doğum yapacak
anne adayı anlamına gelen bu kelime, tek başına aşağıdaki risk faktörlerini
çağrıştırır:
Daha önceden yaşanmış kürtajlar:
Yasal tahliye sınırları içinde yeralan kürtajlarda uygun teknik
kullanıldığında bu kürtaj(lar)ın sürdürülmek istenen bir gebelik üzerinde
olumsuz bir etki yaratma olasılığı kürtaj sayısıyla doğrudan ilgilidir. Bu
konuda gerçekçi istatistikler olmamasına karşın özellikle bu tür 5 kürtaj
yaşamış anne adayının sonraki gebeliklerinde gebe kalamama, düşük yapma,
önde gelen plasenta (plasenta prevya) yaşama riski artar.
Yasal tahliye sınırları dışında yeralan (10 haftadan büyük) ve/veya amatörce
yapılan kürtajlar sonrasında ise sayıdan bağımsız bir şekilde sorunlu
seyreden ya da sorunsuzmuş izlenimi veren bir kürtaj sonrasında bile
yukarıdaki istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle iyi bir aile
planlaması yöntemi uygulanması ve kürtaj olunacaksa bunun için için erken
başvurulması son derece önemlidir.
Daha önceden yaşanmış ve erken dönemde sorunlarla karşılaşılmış
gebelikler:
Daha önce düşük, dış gebelik ve mol gebeliği gibi gebeliğin erken
dönemlerinde görülen normal dışı durumlardan birini yaşamış anne adaylarında
sonraki gebeliklerde aynı durumun yaşanma olasılığı artar.
Daha önceden yaşanmış "sorunlu" gebelik, doğum ve doğum sonrası:
Daha önce erken doğum tehdidi ve erken doğum, erken membran rüptürü (suların
erken gelmesi), miad geçmesi, preeklampsi-eklampsi-HELLP gibi gebelikte
hipertansiyon ile bağlantılı sorunlar, derin ven trombozu ve pulmoner emboli
(gebelikte toplardamar tıkanıklıklarından kaynaklanan sorunlar), plasentanın
erken ayrılması (ablasyo) ya da önde gelen plasenta (plasenta prevya) gibi
plasenta ile ilgili sorunlar, gestasyonel (gebeliğe bağlı) diabet,
intrauterin gelişme geriliği ya da iri bebek (miadında 4500 gramdan daha
kilolu bebek) sorunu yaşamış olan, miadında makat ya da yan duran bebek
sorunuyla karşılaşmış olan anne adaylarında aynı durumun yeni bir gebelikte
yeniden yaşanma olasılığı artar. Bu durumlardan bir veya birkaçını yaşamış
anne adayında yeni gebelikte yaşanmış bu duruma ait belirtilerin tekrarlayıp
tekrarlamadığının araştırılması için daha sık araklılarla doktor kontrolü
gerekir.
Doğum eylemi esnasında uzamış ya da anormal kısa süren eylem, vakum forseps
uygulama gerekliliği, doğum sonrası uterus kasılma bozukluğuna bağlı anormal
kanama, doğum sonrası depresyon gibi doğum ve lohusalık sorunları yaşamış
olan anne adaylarında bu sorunun yeni bir gebelikte yeniden yaşanma
olasılığı artar.
Anomalili bebek öyküsü:
Daha önceden bedensel özürlü (nöral tüp defekti gibi), kromozomal anomalili
(Down sendromu gibi), kalıtsal nitelikli metabolizma hastalığı olan (kistik
fibroz, fenilketonüri gibi) bir bebek doğurmuş bir anne adayında bu durumun
yeni bir gebelikte yeniden yaşanma olasılığı artar. Yukarıda kısıtlı olarak
verilen örneklere bağımlı kalınmamalı ve kendisinin ya da yakın
akrabalarından birinde doğumsal olduğu bilinen bir hastalığı olan çiftlerin
gebeliklerini planladıklarında ya da gebeliklerinin erken dönemlerinde bu
konuda ayrıntılı bilgi almak için doktora ve doktorun gerekli gördüğü
durumlarda genetik danışma almak için bir merkeze başvurmaları uygundur.
Daha önceden yaşanmış bir ölü doğum ya da yeni doğan ölümü öyküsü:
Nedeni bilinse de bilinmese de ölü doğum ya da yeni doğan ölüm öyküsü daha
sonraki gebeliklerin yakından takip edilmesini ve bazı durumlarda ileri
inceleme yapılmasını gerektiren bir risk faktörüdür.
Sezaryan sayısı:
Sezaryen çocuk sayısını kısıtlayan bir doğum şeklidir. Geçirilmiş bir
sezaryen çoğu durumda daha sonraki doğumların da sezaryenle
gerçekleştirilmesini gerektirir.
 |
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça sonraki
gebeliklerde önde gelen plasenta (plasenta prevya) riski artar.
|
 |
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça yeni bir
operasyon esnasında sorun oluşma riski artar (uterusun daha kolay
yırtılması, yapışıklıklar nedeniyle sezaryende bebeğe ulaşılırken komşu
organların zedelenme riski).
|
 |
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça uterusun
gebeliğin seyri esnasında rüptür (dikiş yerlerinin açılması) ve buna bağlı
ciddi sorunların oluşma riski artar.
|
 |
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça yeni bir
gebelikte oluşan plasentanın eski dikiş yerinin içine gömülüp bu bölgede
gelişimini sürdürme riski artar. Ender görülen bu durum sezaryen esnasında
hayatı tehdit eden kanamaların nedeni olabilir.
|
Bu riskler ikinci sezaryene kadar oldukça kabul
edilebilir sınırlardayken ve nispeten ender görülürken, özellikle 3 sezaryen
sonrasında yaşanan dördüncü gebelikte oldukça belirginleşir.
En uygun doğum yaşı
Anne adayının boyu
Anne adayının gebelik öncesi kilosu
Önceden var olan sağlık problemleri |
|